GAZET-E

Zeytinin sofralarımıza ulaşana kadarki hikayesi, insanlık tarihi kadar eski

zeytin-blog-cover
zeytin-blog

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,

Yetmişinde bile, meselâ, zeytin dikeceksin,

Hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,

Ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,

Yaşamak yani ağır bastığından.

Yaşamaya Dair – Nazım Hikmet Ran

Hayattan çalınmış, sakin, huzurlu bir Ağustos için ne hayaller kurmayız ki? 

Güneşle, ağaçla, suyla hemhal olduğumuz, her zamanki kozamızdan uzaklaşıp bir süreliğine başka rotalara yol aldığımız, Ege’ye, Akdeniz’e uzandığımız yolculuklar…  

Alarm sesi olmadan başladığımız, güneşin hem doğuşunu hem batışını yakaladığımız, çayın demlenmesini telaş etmeden beklediğimiz, kahvaltının her detayına özendiğimiz, zeytinin, peynirin, reçelin tadına ayrı ayrı vardığımız günler…  

Belki bir Ağustos günü için kurduğumuz hayaller neyse, emeklilik vakti geldiğinde yaşamak istediklerimiz de odur. “Yavaş yaşam” felsefesinin adabına uygun olarak, kahvaltıda tane tane tadına vardığımız zeytin, emeklilik hayallerimizde gölgesinde dinlenmek istediğimiz bir zeytin ağacına dönüşüverir. 

İşte kimimiz için kahvaltıların vazgeçilmezi, sihirli bir lezzet tanesi, kimilerimiz için de gölgesinde huzur bulunan asırlık bir ölümsüzlük simgesinden bahsedeceğiz bu mektubumuzda size; zeytinden. 

Zeytinin sofralarımıza ulaşana kadarki hikayesi, insanlık tarihi kadar eski. Sayısız şiire, hikayeye, efsaneye konu olmuş zeytin ağacı, yaz-kış yapraklarını dökmeyen, gövdesi zarar görse de köklerinden çıkan sürgünlerde yeniden doğan bir ağaç. Suya ulaşmak için kökleriyle toprağın derinliklerine doğru genişliyor. Kök saldıkça güçleniyor, tarihte ve botanikte “ölümsüz ağaç” olarak adlandırılmasını sağlayan karakterine böyle kavuşuyor.

Ortalama ömrü 300-400 yıl olan zeytin ağaçları, 2000 yıla kadar yaşayabiliyor. Bu binlerce yıldır ayakta olan bu “anıtsal” zeytin ağaçlarına Anadolu’da da rastlamak mümkün. 

Bu ölümsüz ağacın meyvesi ise binbir emekle yetişiyor, hasat ediliyor ve sofralarımıza ulaşıyor. Tadı damağımızda yayıldıkça Akdeniz havzasının tazeleyici enerjisini, taze bahçe otlarının esintisini, ilkbahar yağışlarının bereketini hissediyoruz. 

Doğanın bu kadim meyvesi var oldukça sadece sofralarımızı zenginleştirmekle kalmıyor, Anadolu kültürünün de en değerli parçalarından biri olmaya devam ediyor. Dünyanın hiçbir yerinde olmayan, bir mutfak kültürüne ve damak tadına adını vermiş “zeytinyağlı” lezzetlerimize can veriyor.

Yediğimiz her zeytin tanesiyle tüm dünyaya zeytin dalı uzattığımız, toprağa daha çok kök saldığımız bir Ağustos dileğiyle…

Ariste Ailesi 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir